Prostat kanseri görülme sıklığı coğrafik bölgelere göre değişkenlik göstermekle birlikte tüm dünyada 5. sıklıkta görülen kanserdir. Yaş artıkça görülme sıklığı da artmaktadır.  70 yaş üstü erkeklerde en sık görülen kanser tipidir. Prostat kanserinin gelişmesinden ailesel, genetik ve çevresel faktörler sorumlu tutulmaktadır. Birinci derecede akrabasında prostat kanseri hastası olan kişilerde risk göreceli olarak yükselmiştir. Prostat kanserine Retinablastom1, C-myc, c-ERBB ve Bcl-2 gibi genlerin de rol oynadığı gösterilmiştir. Bu genlere yönelik tedavilerin gelecekte hastalığın seyrine yön vereceği düşünülmektedir. Sigara kullanımı, yağlı diyet ve obezite prostat kanseri ile ilişkisi bulunan çevresel faktörlerdendir. E vitamini, selenyum, likopen içeren gıdalar (domates ve kırmızı renkli meyveler), saw palmetto içeren takviye edici gıdaların prostat kanseri riskini azaltıcı etkisi olduğunu gösteren bazı çalışmalar mevcut olsa dahi kesin kanıtlar yoktur.
Prostat kanseri hastalarına özgü tipik bir belirti yoktur. Hastalık çoğu zaman belirti vermez. Bazen idrar yapmada zorlanma, kesik idrar yapma gibi, sık idrara çıkma gibi iyi huylu prostat büyümesi (BPH) benzeri şikayetler olabilir. İlerlemiş hastalıkta ilk bulgulara yaygın kemik ağrıları ve halsizlik gibi şikayetler görülebilir. Rektal Tuşe (parmakla prostat muayenesi) ve kanda bakılan PSA testi prostat kanseri taramasında kullanılan ucuz ve kolay yöntemlerdir. Aile öyküsü olan kişilerde 45, olmayan kişilerde 50 yaşından sonra PSA tarama testi yapılması önerilmektedir. PSA değerinde yükselme (>2.5-4 ngmdl) ve/veya rektal tuşede ele gelen sert lezyon varlığında prostat biyopsisi önerilmelidir. Kesin tanı prostat biyopsisi ile konulmaktadır. Günümüzde prostat biyopsisi transrektal ultrasonografi veya MR eşliğinde 10-12 kordan yapılabilmektedir. Prostat kanseri tanısı konulduktan sonra MR, Bilgisayarlı Tomografi, Kemik Sintigrafisi ve PSMA PET ile evreleme yapılmadır. Doğru tedavi için doğru evreleme gerekmektedir. Prostat kanseri başlıca; lokal (prostata sınırlı), lokal ileri (prostatı aşmış ve/veya lenf nodlarına ulaşmış), metastatik (diğer organlara sıçramış) evre olarak 3 evrede değerlendirilmektedir. Lokal evre hastalıkta tedavi cerrahi (Radikal Prostatektomi; açık veya robot yardımlı) veya radyoterapi (IMRT, IGRT) şeklindedir. Her iki yöntemin başarısı ve yan etkileri benzer olmakla beraber tedavi yöntemine, hasta ile tartışıldıktan sonra birlikte karar vermek daha doğru olacaktır. En sık görülen yan etkiler; idrar kaçırma ve peniste sertleşme azalması veya kaybolmasıdır. Son yıllarda uygun hastlarada sinir korucu cerrahiler ile bu yan etkilerin görülme sıklığı azalmıştır. Bazı kriterlere uyan kısıtlı hasta grubunda aktif izlem de bir seçenektir. Lokal ileri evre hastalıkta tedavihem cerrahi, hem radyoterapi hem de hormonal tedaviyi kapsayacak şekilde multimodal olmalıdır. Metastatik hastalıkta ise cerrahi ve radyoterapinin yeri kısıtlıdır; cerrahi ile testislerin alınması, hormonal tedavi, kemoterapi ve immunoterapi bu evrede daha öncelikli düşünülmesi gereken tedavi çeşitleridir.
Prostat kanseri hastaları ürolog, radyasyon onkolog ve medikal onkolog tarafından multidisipliner olarak tedavi ve takip edilmesi gereken hastalardır.
 
 
 
Hastalıktan değil, geç kalmaktan korkun